top of page

UKA AYLIK AĞUSTOS BÜLTEN: 12. YARGI PAKETİ HUKUKİ GELİŞMELERİ

  • 2 saat önce
  • 14 dakikada okunur

Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olup, yapılan değişiklikler Türk Hukukunda hem usul hem de esas bakımından önemli dönüşümleri barındırmaktadır. Aralarında İcra ve İflas Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nun da yer aldığı çok sayıda temel kanunda yapılan düzenlemeler, belirsiz alacak davasının kaldırılmasından değişken yasal faiz sistemine geçilmesine, uzaktan duruşma standartlarından noterlik evraklarının dijitalleşmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Temel amacı yargı mekanizmasındaki tıkanıklıkları aşmak, dijital dönüşümü hızlandırmak ve kanun yolları denetimini daha etkin kılmak olan bu reform paketinin özel olarak farklı bir tarih öngörülmeyen düzenlemeler bakımından 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiş olup kamu hukuku, özel hukuk ve yargılama usulü boyutundaki değişikliklere aşağıda yer verilmiştir.


GİRİŞ

 

Bu çalışma sırasıyla İcra ve İflas Kanunu’ndaki Değişiklikler, Ortaklığın Giderilmesi Satışları, İdari Yargılama Usulü, Kanuni Faiz Düzenlemeleri, Özel Hukuk Alanındaki Değişiklikler ve Hukuk Yargılama Usulünde yapılan değişiklik ve yenilikleri ele alacaktır.

 

ÖNE ÇIKAN DEĞİŞİKLİKLER

 

12. Yargı Paketi’nde İcra ve İflas Kanunu, ortaklığın giderilmesi davaları, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve kanuni faiz düzenlemelerine ilişkin olarak öne çıkan değişiklikler aşağıdaki şekildedir:

 

  • Tamamı miras yoluyla edinilmiş taşınmazlarda ilk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacaktır.

  • Mirasçılar arasındaki ilk artırmada muhammen kıymetin yüzde 100’ü aranacaktır.

  • İhale bedelini süresinde yatırmayan alıcıya teminat kaybına ek olarak teklif bedelinin yüzde 5’i oranında idari para cezası uygulanacaktır.

  • İdari yargıda tek hâkimle görülecek uyuşmazlıkların kapsamı genişletilmiş; istinaf ve temyiz sistemi yeniden düzenlenmiştir.

  • Kanuni faiz, sabit yüzde 24 sisteminden çıkarılarak TCMB reeskont oranına endekslenmiştir.

  • Çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında geçmiş ve gelecek dönem için farklı faiz başlangıç tarihleri kabul edilmiştir.

 

 

I. İCRA VE İFLAS KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun elektronik açık artırma ilanının içeriğini düzenleyen 114. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Değişiklikler özellikle miras yoluyla edinilmiş taşınmazların, ortaklığın giderilmesi yoluyla satışı ile ihale bedelini süresinde yatırmayan ihale alıcılarına uygulanacak yaptırımlara ilişkindir.

 

1.Satışa katılacak alacaklılar bakımından teminat muafiyeti

 

Satış talep eden ve açık artırmaya katılmak isteyen alacaklı, artırmanın sona ereceği günden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı gerçekleştiren icra dairesine başvurursa, alacağının teminatı karşıladığı bölüm için ayrıca teminat yatırmayacaktır.

 

Hazine ise açık artırmalarda teminat göstermekten muaf tutulmuştur.

 

Bu düzenleme, satış isteyen alacaklının kendi alacağı ölçüsünde yeniden nakit teminat yatırmak zorunda kalmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte muafiyetten yararlanabilmek için kanunda belirtilen süre içerisinde icra dairesine başvurulması gerekmektedir.

 

2.İhale bedelinin süresinde yatırılmaması hâlinde yeni yaptırımlar

 

En yüksek teklifi vererek ihaleyi kazanan kişinin ihale bedelini süresi içerisinde yatırmaması hâlinde, daha önce yatırdığı teminat kendisine iade edilmeyecektir.

 

Teminattan öncelikle satış masrafları karşılanacak, kalan tutar ise icra dosyasındaki hak sahiplerine alacaklarına mahsuben ödenecektir.

 

İhale bedelini yatırmayan kişinin satış isteyen alacaklı olması hâlinde:

 

  • Muhammen bedelin %10’u kendi alacağından mahsup edilecektir.

  • Satış nedeniyle yapılan masraflar bu kişinin üzerinde bırakılacaktır.

  • Söz konusu masraflar borçluya yüklenmeyecektir.

 

Bunlara ek olarak, ihale bedelini süresinde yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin %5’i oranında idari para cezası verilecektir. Cezayı satışı gerçekleştiren icra dairesi veya satış memurluğu uygulayacak ve tahsil işlemleri 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yürütülecektir.

 

3.Yürürlük ve devam eden satışlara etkisi

 

İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan değişiklikler, 31 Temmuz 2026 tarihinden önce ilan edilmiş açık artırmalara uygulanmayacaktır.

 

Bu tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar bakımından önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir. Dolayısıyla belirleyici tarih, ortaklığın giderilmesi davasının açıldığı veya satış kararının verildiği tarih değil, açık artırma ilanının yapıldığı tarih olacaktır.

 

II. ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARINDA YENİ SATIŞ USULÜ

 

Kamuoyunda “izale-i şuyu davası” olarak da bilinen ortaklığın giderilmesi davalarında en önemli değişiklik, bütün paydaşların taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması hâlinde uygulanacak satış usulüne ilişkindir.

 

1.İlk artırma yalnızca mirasçılar arasında yapılacak

 

Aşağıdaki iki şartın birlikte bulunması hâlinde, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine ilişkin ilk açık artırma yalnızca taşınmazın maliki olan mirasçılar arasında yapılacaktır:

 

  • Taşınmazdaki bütün maliklerin mülkiyet hakkını miras yoluyla edinmiş olması.

  • Mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmaması.

 

Mirasçılarla sınırlı artırma usulü yalnızca bir defaya mahsus uygulanacaktır. Bu nedenle paydaşlardan yalnızca birinin dahi payını satış, bağış veya başka bir hukuki işlemle mirasçı olmayan üçüncü kişiye devretmiş olması hâlinde, ilk artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılmasına ilişkin özel usul uygulanamayacaktır.

 

2.İlk artırmadaki asgari teklif oranı yüzde 100 olacak

 

Yalnızca malik olan mirasçılar arasında gerçekleştirilecek ilk artırmada, verilecek teklifin taşınmazın muhammen bedelinin %100’ünü karşılaması gerekecektir. Bunun yanında, taşınmazla güvence altına alınmışsa ve satış isteyenin alacağına göre öncelikli olan alacakların toplamı daha yüksekse bu tutar esas alınacak; ayrıca paraya çevirme ve paylaştırma masraflarının da teklif tutarıyla karşılanması gerekecektir.

 

İlk artırmada satış gerçekleşmezse, ikinci artırmada genel kurallar uygulanacak ve muhammen bedelin yüzde 50’si esas alınacaktır.

Satış aşaması

Katılabilecek kişiler

Asgari teklif ölçütü

Birinci artırma

Yalnızca malik mirasçılar

Muhammen bedelin %100’ü

İkinci artırma

Genel katılıma açık

Muhammen bedelin %50’si

Her iki durumda da öncelikli alacaklar ile satış ve paylaştırma masraflarına ilişkin koşullar ayrıca dikkate alınacaktır.

 

3.İhale bedelini yatırmayan paydaşa uygulanacak sonuçlar

 

Ortaklığın giderilmesi satışında en yüksek teklifi veren kişi, ihale bedelini süresinde yatırmazsa yatırdığı teminat kendisine iade edilmeyecektir. Teminattan satış masrafları çıkarıldıktan sonra kalan tutar, paydaşlara payları oranında ödenecektir. İhale bedelini yatırmayan kişi aynı zamanda taşınmazın paydaşıysa, alınan teminatın tamamı diğer paydaşlara payları oranında dağıtılacaktır. Bunun yanında, ihale bedelini yatırmayan kişiye teklif ettiği bedelin %5’i oranında idari para cezası uygulanacaktır.


III. İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

12. Yargı Paketi ile hem 2576 sayılı Kanun’da hem de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Düzenlemeler; tek hâkimle görülecek davaların kapsamını, bölge idare mahkemelerinin karar verme yetkisini ve temyiz edilebilecek kararları yeniden belirlemektedir.

 

1.Tek hâkimle görülecek idari davaların kapsamı genişletildi

 

2026 yılı itibarıyla, düzenleyici işlemlere karşı açılan davalar hariç olmak üzere, konusu 486.000 TL’yi aşmayan iptal ve tam yargı davaları tek hâkim tarafından karara bağlanacaktır.

 

Ayrıca parasal değerinden bağımsız olarak aşağıdaki uyuşmazlıklar da tek hâkimle çözümlenecektir:

 

  • Öğrenciler hakkında verilen, uzaklaştırma veya ilişik kesme sonucu doğurmayan disiplin cezaları.

  • Sınıf geçme ve not tespiti işlemleri.

  • Öğrenci yurdu, kredi ve burs işlemleri.

  • Kamu görevlileri hakkındaki geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri.

  • Kamu görevlilerine verilen uyarma cezaları.

  • Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli biçimde engellemeyen meslek kuruluşu disiplin cezaları.

  • 2022 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık ve muhtaçlık aylığı bağlanmasına ilişkin uyuşmazlıklar.

 

Vergi mahkemelerinde de konusu 486.000 TL’yi aşmayan davalar tek hâkim tarafından karara bağlanacaktır.

 

Bu düzenleme, 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra açılan davalar bakımından uygulanacaktır.

 

2.Bölge idare mahkemesi gerekçeyi değiştirerek kararı onaylayabilecek

 

Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gerekçesini yanlış veya eksik bulursa, gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunun reddine karar verebilecektir. Aynı şekilde karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltme yapılarak istinaf başvurusu reddedilebilecektir.

 

Böylece yalnızca gerekçedeki hata veya eksiklik nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasının önüne geçilmesi ve yargılamaların daha hızlı şekilde sonuçlanması amaçlanmaktadır.

 

3.Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilebileceği hâller sınırlandırıldı

 

Bölge idare mahkemesinin kararı kaldırarak dosyayı yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderebileceği hâller kanunda sınırlı şekilde sayılmıştır. Bunlar başlıca:

 

  • İlk inceleme veya diğer usule ilişkin nihai kararlarda hukuka aykırılık bulunması,

  • Davaya görevsiz ya da yetkisiz mahkeme tarafından bakılması,

  • Reddedilmiş veya yasaklı hâkimin davaya katılması,

  • Dilekçenin reddi gerekirken esas hakkında karar verilmesi,

  • Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tamamlanması,

  • Taleplerden biri hakkında karar verilmemesi veya eksik hüküm kurulması,

  • Gerekli keşif ya da bilirkişi incelemesinin yaptırılmaması,

  • Zorunlu olmasına rağmen duruşma yapılmaması hâlleridir.

 

Bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi eksikliğini ve duruşma yapılmamasından kaynaklanan eksikliği kendisi gidererek de karar verebilecektir. Kanunda sayılan hâller dışında, karar kaldırılarak dosya ilk derece mahkemesine gönderilemeyecektir.

 

4.Kaldırma üzerine verilen yeni kararların temyizi

 

Genel kural olarak, bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlar, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz edilebilecektir.


Ancak aşağıdaki kararlar, kaldırma üzerine yeniden verilmiş olsalar dahi temyiz edilemeyecektir:

 

  • Tek hâkimle görülen idare ve vergi davaları,

  • Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun’dan doğan davalar,

  • Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun’dan doğan davalar,

  • Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan doğan davalar,

  • Yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin kararlar,

  • Temyiz sınırının altında kalan ve ilk derece kararıyla bölge idare mahkemesi kararı arasındaki parasal farkın 2026 yılı için 55.000 TL’yi aşmadığı kararlar.

 

Tek hâkimle görülen davalarda, kararlar arasındaki fark 55.000 TL’yi aşsa dahi temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

 

Temyiz sistemine ilişkin bu değişiklikler, 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacaktır. Daha önce verilen bölge idare mahkemesi kararlarında eski hükümler geçerli olacaktır.

 

IV. KANUNİ FAİZ SİSTEMATİĞİNDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

1.Sabit kanuni faiz sisteminden değişken faiz sistemine geçildi

 

12. Yargı Paketi ile 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi değiştirilmiştir. Bu kapsamda; Türk Borçlar Kanunu veya Türk Ticaret Kanunu uyarınca faiz ödenmesi gereken ancak faiz oranının sözleşmeyle belirlenmediği hâllerde uygulanacak kanuni faiz artık sabit bir oran olmayacaktır.

 

Yeni hesaplama yönteminde; Kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının %80’i olarak hesaplanacaktır.

 

2.Faiz oranı yılın ikinci yarısında değişebilecek

 

TCMB’nin 30 Haziran günü uyguladığı reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan orandan beş puan veya daha fazla farklıysa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihli oranın %80’i uygulanacaktır. Böylece kanuni faiz, her yılın başında; ekonomik koşullardaki değişim belirli seviyeye ulaşırsa yılın ikinci yarısında otomatik olarak güncellenebilecektir.

 

3.31 Temmuz 2026 tarihinden itibaren kanuni faiz oranı %31’dir

 

TCMB’nin 31 Aralık 2025 tarihinde yürürlükte bulunan kısa vadeli reeskont oranı %38,75’tir. Buna göre %38,75’in %80’i yıllık yüzde 31’e karşılık gelmektedir.

 

Sonuç olarak, 31 Temmuz 2026 tarihinden itibaren uygulanacak yıllık kanuni faiz oranı %31 olmuştur. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren uygulanmakta olan yüzde 24’lük sabit kanuni faiz sistemi sona ermiştir.

 

4.Devam eden dava ve icra takipleri bakımından uygulama

 

Kanunda genel kanuni faiz değişikliği bakımından özel bir geçiş hükmü bulunmamaktadır. Bu nedenle devam eden dava, ilam ve icra takiplerinde faiz hesabının dönemsel olarak yapılması; başka bir ifadeyle:

 

  • 30 Temmuz 2026 tarihine kadar önceki faiz oranının,

  • 31 Temmuz 2026 tarihinden sonraki dönem için yeni faiz oranının uygulanması gerektiği değerlendirilmektedir.

 

5.Her ihtimalde faiz, %31’e dönüşmemiştir

 

Yeni %31 oranı, sözleşmede veya özel bir kanun hükmünde başka bir faiz türü ya da oranı belirlenmemiş olan hâllerde uygulanacak genel kanuni faiz oranıdır. Bu değişiklik aşağıdaki faiz türlerini kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır:


a. Taraflarca geçerli şekilde kararlaştırılmış sözleşme faizleri,

b. Ticari işlerde talep edilebilecek avans faizi,

c. Bazı işçilik alacaklarında uygulanan en yüksek banka mevduat faizi,

d. Kamu alacaklarına ilişkin gecikme zammı,

e. Yabancı para borçlarında uygulanan özel faiz kuralları,

f. Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. maddesi kapsamında belirlenen geç ödeme faizi.

 

Dolayısıyla her somut alacak bakımından uygulanacak faiz türünün ayrıca belirlenmesi gerekmektedir.


V. ÖZEL HUKUK VE USUL MEVZUATINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

  1. 7589 sayılı Kanunun 2. maddesiyle 1512 sayılı Noterlik Kanunun 55. maddesi değiştirilmiş; noterlik evrak ve defterlerinin incelenmesine ve ilgili mercilere gönderilmesine ilişkin usullere ilişkin yapılan bu düzenleme ile mahkeme, savcılık ve diğer yetkili mercilerin talebi üzerine noterlik evrakının aslı veya güvenli elektronik imzayla oluşturulan onaylı örneğini gönderilebileceği ve bu işlemler için yevmiye numarası verilmeyerek; posta ve yol masrafı dışında harç, vergi, değerli kağıt bedeli veya başka bir ücret alınmayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.

 

  1. 7589 sayılı Kanunun 11 ve 12. maddeleriyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda yapılan değişiklikle; vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmazların satış usulü, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (“UYAP”) entegre elektronik satış portalı altyapısına taşınarak yapılacağı düzenlenmiştir. Düzenlemenin hukuki yansıması ise ihale sonrası vesayet makamınca verilecek onama kararlarının 10 günlük süreye bağlanmış olmasıdır. Böylelikle e-satış altyapısının getirdiği dijital şeffaflık ve süreç hızı, vesayet makamının karar aşamasındaki belirsizlikleri ortadan kaldıran hak düşürücü nitelikteki bu süre sınırı ile tamamlanmış, kısıtlı malvarlığı üzerindeki mülkiyet ve tasarruf süreçlerinin makul sürede sonuçlandırılması güvence altına alınmıştır.

 

  1. 7589 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan düzenlemeyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine iki yeni fıkra eklenerek bedensel zararlar ile destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcı ve dava öncesi ödemelerin mahsubuna ilişkin revizyona gidilmiştir:

 

  1. İlk olarak, tazminat alacaklarına işleyecek kanuni faizin başlangıç tarihi, zararın bilinebilirliğine göre iki döneme ayrılmıştır. Zarar görenin veya desteğin kazancının somut olarak belirlenebildiği geçmiş döneme ilişkin tazminat miktarına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren faiz yürütülecektir. Kazancın net olarak bilinemediği, yargılama sürecinde varsayımsal hesaplamalarla belirlenecek olan geleceğe yönelik tazminat tutarlarına ise ancak karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir.  İkinci olarak, tahkikat aşaması başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin mahsubunda oransal esas kabul edilmiştir. Dava öncesinde ifa amacıyla yapılan kısmi ödemeler, nihai tazminat tutarından matbu bir rakam olarak düşülmek yerine, ödeme tarihindeki tazminat değeri esas alınarak orantılı biçimde mahsup edilecektir.

 

  1. 7589 sayılı Kanunun 18-25. maddeleriyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda önemli değişiklikler yapılmıştır. Kanun’un 19. ve 20. maddeleriyle, 6100 sayılı Kanunun 107. maddesinde düzenlenen “Belirsiz Alacak Davası” yürürlükten kaldırılmış ve Kanunun 109. maddesine aşağıda yer alan fıkra eklenmiştir:

 

“(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”

 

6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin kaldırılmasına ilişkin gerekçe;

 

“Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum, yargılamaların uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği çeşitli ihlal kararlarında, belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir. Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus, belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun 109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır.”

 

şeklinde olup belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla oluşan hukuki boşluk ve davanın sağladığı temel güvenceler, 6100 sayılı Kanunun kısmi davayı düzenleyen 109. maddesine eklenen 4. fıkra ile kısmi dava kurumuna aktarılmıştır. Yeni düzenlemeye göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği hallerde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus olmak üzere talebini artırabilecektir. Düzenlemenin bir diğer önemli unsuru ise tahkikat sonuna kadar artırılan bu kısım yönünden zamanaşımının, tıpkı belirsiz alacak davasında olduğu gibi dava açıldığı tarih itibarıyla kesilmiş sayılacak olmasıdır.

 

Yapılan bu değişikliklere ek olarak;

 

  • Kanunun 21. maddesiyle 6100 sayılı Kanunun 147. maddesine ekleme yapılarak duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı geçemeyeceği, bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe gibi zorunlu hâllerde hakimin gerekçe göstererek daha uzun süre belirleyebileceği,

  • Kanunun 22. maddesiyle 6100 sayılı Kanunun 147. maddesinde düzenleme yapılarak ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılanlar bakımından, ikrar, yemin edası, feragat, kabul ve sulh hâlleri hariç olmak üzere elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı,

  • Kanunun 23. maddesiyle 6100 sayılı Kanunun 166. maddesi tadil edilerek ilk davanın açıldığı mahkemenin, birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bu kararla bağlı olacağı,

  • Kanunun 24. maddesiyle 6100 sayılı Kanunun 168. maddesine ekleme yapılarak ilk derece mahkemelerince verilen davaların birleştirilmesi kararlarına karşı yalnızca istinaf kanun yoluna başvurulabileceği; ilk derece mahkemelerinin ayırma kararlarına karşı istinaf mercii tarafından verilen birleştirme veya ayırma kararlarına karşı ise ancak esas hükümle birlikte temyiz yoluna gidilebileceği,

 

düzenlenmiştir.

 

  1. 7589 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesine eklenen 3. fıkra uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesi’nin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verdiği kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmı, miktar veya değeri itibarıyla parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebilecektir. Söz konusu düzenlemeyle bu kurala iki kısıtlama getirilmiştir:

 

  • Miktar veya değeri itibarıyla temyiz sınırının altında kalan Bölge Adliye Mahkemesi’nin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar veya değeri itibarıyla parasal sınırı geçmemesi halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

  • Miktar veya değeri itibarıyla temyiz sınırının altında kalan Bölge Adliye Mahkemesi’nin yeniden esas hakkında verdiği kararın sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması halinde de bu karara karşı temyiz yoluna gidilemeyecektir.

 

VI. CEZA HUKUKU VE USUL MEVZUATINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

  1. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (“HAGB”) kurumuna ilişkin düzenlemeler

 

Öncelikle belirtmek isteriz ki HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yolu ilk kez bu düzenleme ile getirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında 7499 sayılı Kanun ile 2024 yılında HAGB yeniden düzenlenmiş ve itiraz yerine istinaf kanun yolu kabul edilmiştir. Son değişiklikte ise bu sistem korunarak HAGB maddesine nihai düzenlemeler getirilmiş olup bu doğrultuda HAGB’yi düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde yapılan son düzenlemeler neticesinde kurumun hukuki niteliği şu şekildedir;

 

  • Sanığın işlemiş olduğu suç kapsamında verilecek olan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

  • Anılan kararın verilebilmesi için yalnızca ceza sınırı öngörülmemiş aynı zamanda sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ve sanığın suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararı aynen iade etmesi, suçtan önceki hâle getirmesi veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi aranmaktadır. Ancak sanık tarafından zarar tamamen giderilmemiş ise taksitler halinde maddi zararı gidermesi şartı ile de HAGB kararı verilebilmektedir.

  • Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Diğer bir deyişle bir hükme ilişkin olarak hem erteleme kararı akabinde HAGB kararı tesis edilememektedir.

  • Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Mahkemece işbu süre içerisinde bir yılı aşmamak koşulu ile sanığa bazı denetimli serbestlik tedbirlerinin de uygulanabileceği öngörülmektedir.

  • Sanık tarafından 5 yıllık denetim süresi içerisinde herhangi bir kasıtlı suç işlenmez ise işbu sürenin sonunda açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilmektedir. Ancak denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Mahkemenin HAGB yerine vereceği bu yeni karara karşı kanun yolu usulüdür. Nitekim işbu yeni hüküm kapsamında kanun yolu olarak itiraz usulü öngörülmektedir. Her ne kadar yeni düzenlemeler ile birlikte HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yolu getirilmiş ise de 272. madde ile istinaf kanun yoluna başvurulamayacak kararlar düzenlenmektedir. Bu doğrultuda mahkemece HAGB yerine verilecek yeni hüküm istinaf kanun yolu sınırını aşmayan kararlardan olabileceği için itiraz yolu olarak düzenlenmiştir. 

  • Belirtildiği gibi 272. madde hükümleri saklı olmak üzere tesis edilen HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir. Yine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilecektir. İşbu başvuru akabinde ise bir önceki düzenlemelerde yer alan yalnızca şekli inceleme çerçevesi genişletilmiş ve maddenin devamına eklenen ibare ile istinaf ve temyiz yolunda karar ve hükmün, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenmesi gerektiği düzenlenmiştir.

  • Son olarak Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. Diğer bir deyişle HAGB kararları alınan Adli Sabıka Kayıtlarında doğrudan gözükmemektedir.

 

Özetle, HAGB kararlarına karşı artık şekli denetim görüşünden tamamen uzaklaşılmış ve her ne kadar hüküm o esnada sonuç doğurmasa bile verilen hükmün esasen de hukuka uygun olup olmayacağının incelenmesi gerekliliği vurgulanmıştır.

 

İşbu düzenleme değişiklik kanunun yayım tarihi itibari ile yürürlüğe girmektedir.

 

  1. Olağanüstü Kanun Yoluna Başvuru istem hakkı

 

Değişiklik öncesi düzenlemede 308. Madde ile Yargıtay Ceza Dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde Ceza Genel Kurulu’na itiraz edebileceği düzenlenmesi mevcut idi. Yapılan son değişiklik ile işbu süre 3 aya çıkarılmış ve “istem” kavramına açıklık getirilmiştir. Buna göre istem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından yapılır.

 

  1. 'Kiralık IBAN' Düzenlemesi

 

  • 5237 sayılı TCK'nın 158. maddesine eklenen dördüncü fıkra ile uygulamada 'kiralık IBAN' olarak bilinen hesap kullandırma fiillerine ilişkin özel bir iştirak düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre;

 

“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”

 

  • Yeni hükme göre yalnızca banka hesabını, ödeme aracını veya hesap kullanımına imkan sağlayan bilgileri haksız menfaat amacıyla üçüncü kişilerin kullanımına sunmak suretiyle dolandırıcılık suçuna iştirak eden kişiler hakkında verilecek ceza yarı oranında indirilecektir.

  • Düzenleme, hesap kullandıran kişilerin cezai sorumluluğunu kaldırmamakta; yalnızca asli fail ile hesabını kullandıran kişi arasında ceza bakımından ayrım yapmaktadır. Yine düzenleme kapsamında salt hesabının kullandırılması cezaya bağlanmamış aynı zamanda dolandırıcılık suçlarında yer alan manevi unsurların da işbu suçta aranması gerektiği vurgulanmıştır.

 

Hükmün mevcut yargılamalarda uygulanması ise geçici madde ile şu şekilde düzenlenmiştir;

 

  • Maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157. veya 158. maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.

  • Maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157. veya 158. maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page