top of page

UKA AYLIK HAZİRAN BÜLTEN: AİLE HUKUKUNDA NAFAKA VE ANAYASA MAHKEMESİ’NİN “SÜRESİZ NAFAKA” İPTALİ KARARININ HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ

  • 12 dakika önce
  • 5 dakikada okunur

 

I-               GİRİŞ


Türk Aile Hukuku Mevzuatı’nın en çok tartışılan ve toplumsal yankı uyandıran düzenlemelerinden biri olan süresiz yoksulluk nafakası, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği tarihi bir kararla yeni bir hukuki zemine oturmuştur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının "süresiz olarak" istenebilmesine imkan tanıyan düzenleme, mülkiyet hakkı ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

 

Bu yazımızda öncelikle Türk Hukukunda yoksulluk nafakasının tanımı ve uygulamaları ile akabinde iptal kararının uygulamaya olan etkisini incelemeyi hedeflemekteyiz.

 

II-       GENEL DÜZENLEMELER

 

1.Aile Hukukunda Yoksulluk Nafakası

 

Türk Medeni Kanunu'nda nafaka kurumu; tedbir nafakası[1], yoksulluk nafakası, iştirak nafakası[2] ve yardım nafakası[3] olmak üzere dört farklı türde düzenlenmiştir. Bu nafaka türlerinden en çok tartışmalara konu olan ise yoksulluk nafakasıdır. Aile hukuku kapsamında boşanmanın mali sonuçlarından biri olan yoksulluk nafakası,  TMK madde 175 hükmü ile düzenlenmektedir. İşbu hükümde yoksulluk nafakası

 

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

 

şeklinde düzenlenmektedir. Boşanmanın mali sonuçlarından biri olarak düzenlenen yoksulluk nafakası, boşanma sonucunda ekonomik olarak sarsılan ve yoksulluğa düşen tarafın geçimini sağlayabileceği miktarda mali durumunu düzeltmek için talep edebileceği nafaka türüdür. Bu nafakanın tespitinde amaç boşanma sonucunda ekonomik olarak zayıf olan tarafın hayatını idame ettirmesi amacına dayanmakta olup nafaka yükümlüsünün kusuruna bakılmaksızın mali gücü oranında tespit edilir. Ancak işbu nafaka belirli bazı şartlara bağlanmıştır. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için:

i. Nafaka verilecek tarafın boşanmayla yoksulluğa düşecek olması,

ii. Nafaka verilecek tarafından nafaka borçlusundan daha fazla kusurunun bulunmaması,

iii. Nafaka yükümlüsünün nafaka verebilecek mali durumunun bulunması ve

iv. Yoksulluk nafakasının açıkça talep edilmesi,

 

şartlarının birlikte gerçeklemiş olması aranmaktadır. Anılan şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde hâkim, yoksulluk nafakasına hükmedebilecektir. Yoksulluk nafakası cinsiyete bakılmaksızın kadın ya da erkek taraf lehine düzenlenebilmektedir. Bu nafaka, boşanma nedeniyle ekonomik açıdan dezavantajlı duruma düşen eşin geçimi sağlayabilmesini amaçlayan koruyucu nitelikte bir hükümdür.

 

2.Yoksulluk Nafakasının “Süresiz” Olması

 

Türk Medeni Kanunu kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” düzenlendiği görülmektedir. Ancak her ne kadar bu ifade yoksulluk nafakasının, nafaka talep edene hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın hayat boyu verileceği anlamına gelmese de, mevcut düzenleme ve uygulamada ve Yargıtay ve yerel mahkemeler nezdinde bugüne kadar yapılan başvurularda, nafakanın kaldırılması veya azaltılması için çok kısıtlı şartların (yeniden evlenme, haysiyetsiz hayat sürme, yoksulluğun ortadan kalkması vb.) varlığı aranmaktaydı. Bu şartların gerçekleşmediği durumlarda ise, on yıllar süren nafaka ödemeleri taraflar arasında bitmek bilmeyen uyuşmazlıklara ve toplumsal bir huzursuzluğa yol açmaktaydı. Yoksulluk nafakası belirli koşulların varlığı halinde kendiliğinden ya da mahkeme kararıyla sona erebilmektedir. Yoksulluk nafakasının kendiliğinden sona ermesi için gereken koşullar şu şekildedir:

 

i. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi,

ii. Nafaka alacaklısının ya da nafaka yükümlüsünün ölümü,

 

Bu koşullardan birinin gerçekleşmesi halinde yoksulluk nafakası kendiliğinden sona erer. Yoksulluk nafakasının mahkeme kararıyla sona erdirilebilmesi gereken koşullar ise:

 

i. Nafaka alacaklısının mali durumunun düzelmesi,

ii. Nafaka alacaklısının resmi olarak evli olmamasına rağmen fiili evlilik yaşaması,

iii. Nafaka alacaklısının haysiyetsiz hayat sürmesi,

 

şeklinde sayılabilir. Bu gerekçelerin varlığı halinde ise yoksulluk nafakasının kaldırılması için ayrı bir dava açılması ve yükümlülükten kurtulmak için mahkeme hükmüne ihtiyaç duyulmaktadır.  

 

Öte yandan, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında meydana gelen değişiklikler nafaka miktarını da etkileyebilmektedir. Yoksulluk nafakası, tarafların talebi üzerine artırılabilmekte veya azaltılabilmektedir. Böylece kanun koyucu, nafaka ilişkisinin tarafların değişen yaşam koşullarına uyarlanabilmesine imkân tanımıştır.

 

Tüm bu koşullar değerlendirildiğinde kanun hükmünün özünde zaten maddede yer alan “süresiz” ibaresi, nafakanın hiçbir koşulda sona ermeyeceğini ifade etmese de uygulanabilirlik yönünden oldukça zorluklara yol açmakta ve mahkemeler nezdinde de ciddi bir iş yükü yaratmaktaydı. Bu noktada Anayasa Mahkemesi kararı ile yoksulluk nafakasının, nafaka alacaklısı lehine nafaka alacaklısı lehine hayatı boyunca sağlanan bir gelir olarak değil, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik dengesizliği gidermeye yönelik ve şartlara bağlı olarak devam eden bir sosyal koruma mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiği anlayışının hukuki bir zemine oturduğunu değerlendirmekteyiz.

 


III-          KARARIN ÖZÜ VE GEREKÇESİ

 

1. Anayasa Mahkemesi’nin “Süresiz Olarak” İbaresini İptali

 

Anayasa Mahkemesi tarafından 04.06.2026 tarihinde yapılan Genel Kurul’da gündeme alınan Antalya 12. Aile Mahkemesinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...süresiz olarak...” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi değerlendirilmiş ve süreç sonunda Anayasa Mahkemesince ilgili ibarenin iptaline karar verilmiştir. İlgili iptal kararına ilişkin gerekçeli karar henüz yayınlanmamıştır.

 

Anayasa Mahkemesinin Genel Kurul gündeminde değerlendirdiği başvuru, Antalya 12. Aile Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasına dayanılarak yapılmıştır. Başvuruya konu düzenleme, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen nafakanın mahkeme kararı ile tespit edilirken herhangi bir süreye bağlı olmaksızın ödenmesini hüküm altına alınmaktaydı.

 

Belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı yoksulluk nafakası kurumunun tamamen ortadan kaldıran bir karar olduğunu söylemek mümkün değildir. İlgili karar yalnızca TMK m.175’de yoksulluk nafakasını düzenleyen maddede yer alan “süresiz olarak” ibaresine ilişkindir. Bu nedenle boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın nafaka talep etme hakkı devam etmektedir. Yerel Mahkeme, itiraz gerekçesinde, nafaka yükümlüsünün mali gücü ne olursa olsun, bir kimsenin ömür boyu başka bir kimsenin geçiminden sorumlu tutulmasının "ölçülülük" ilkesini zedelediğini vurgulamıştır. Yine Yerel Mahkemenin itirazında, özellikle evlilik birliği çok kısa sürmüş olsa dahi nafakanın süresiz olarak hüküm altına alınmasının, yükümlü üzerinde orantısız bir yük oluşturduğu ve bu durumun demokratik bir toplumda kabul edilebilir müdahale sınırını aştığı belirtilmiştir. AYM Genel Kurulu, bu başvuruyu esastan inceleyerek, yasal düzenlemenin anayasal sınırlar içerisinde kalıp kalmadığını titizlikle değerlendirmiştir.

 

Söz konusu iptal kararı, AYM Genel Kurulu’nda yapılan oylama sonucunda 12 kabul oyuna karşılık 3 karşı oyla, yani salt çoğunluğun üzerinde bir mutabakatla alınmıştır. Karara katılan üyeler, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve ölçülülük sınırlarını aşan her türlü yasal düzenlemenin iptal edilmesinin hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu savunmuşlardır.

 

Karşı oy kullanan 3 üye ise, sosyal devlet ilkesinin ve kadınların ekonomik olarak korunması gerekliliğinin altını çizerek, süresiz nafakanın bir hak arama hürriyeti ve sosyal güvence olduğunu ileri sürmüşlerdir.

 

Nihai olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar metninde, yoksulluk nafakasının amacının boşanma nedeni ile taraflardan biri nezdinde oluşacak ekonomik zorluğu hafifletmek ve gelir eşitliği dengesini sağlamak olduğu kabul edilmekle birlikte, bu amacın "süresiz" bir yükümlülükle sağlanmasının bu defa nafaka borçlusu açısından anayasal güvencelerle çeliştiği saptanmıştır. AYM, devletin sosyal koruma görevini yerine getirirken, bir vatandaşın mülkiyet hakkını diğer bir vatandaş lehine sınırsız bir şekilde feda edemeyeceğine hükmetmiştir.

 

Kamuoyunda yer aldığı üzere ilgili hükmün yürürlüğe girmesi 9 ay süreyle ertelenmiş olup kanun koyucunun boşluğu doldurması için yeni bir yasal düzenleme yapma zorunluluğu meydana gelmiştir. Düzenlemenin yürürlüğe gireceği tarihe kadar mevcut olan davalarda yoksulluk nafakasına hükmedilirken hali hazırda yürürlükte olan kanun uygulanmaya devam edecektir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından tanzim edilen iptal kararları geçmişe yürümeyeceğinden hali hazırda yoksulluk nafakasının düzenlendiği kararların kendiliğinden ortadan kalkması sonucu doğmayacaktır.

 

IV-           SONUÇ

 

Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararı aile hukuku bakımından önemli sonuçlar ve kökten değişiklikler doğurma potansiyeline sahip olup, yoksulluk nafakasının süresi, kapsamı ve sona erme koşullarına ilişkin yeni bir yasal çerçevenin oluşturulması gerekliliği gündeme getirmiştir. Şu aşamada konu henüz, T.B.M.M. tarafından yapılacak olan yeni yasal düzenlemeye bağlıdır. Bu düzenlemede, nafaka süresinin belirlenmesinde hangi kriterlerin esas alınacağı (evlilik süresi, çocuk sayısı, eşlerin yaşı vb.) netleştirilecektir.

 

Oluşacak bu yeni düzenlemeler ile aile hukuku kapsamında en çok tartışılan hususlardan olan boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin yoksulluk nafakasının hukuki niteliği ve uygulanma esasları bakımından önemli sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bu noktada nafaka süresinin hakim inisiyatifine bırakılmış olmasının ise nasıl bir uygulama oluşturacağı bilinmemekle, uygulamada yeknesaklığın sağlanamaması, benzer olaylarda farklı kararların ortaya çıkabilmesi ve hukuki öngörülebilirliğin zedelenmesi bakımından önemli tartışmaları beraberinde getireceği öngörülmektedir. Yapılacak yeni düzenlemenin oluşabilecek tüm tartışmaların önüne geçebilecek nitelikle kapsamlı bir düzenleme olması ve Anayasa Mahkemesinin iptal amacına uygun bir şekilde yapılması bir kez daha önem kazanmaktadır.


[1] Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim tarafından, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin hükmedeceği geçici önlemler kapsamında yüklenen nafaka türüdür. (T.M.K. m.169)

[2] “Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.” (T.M.K. m.182)

[3]Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. “ (T.M.K. m.364)

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page